Hayatımı “dönüm noktalarım” olarak on sayfa halinde yazmıştım. Sitede çok sayfa oluyor diye sayfa sayısını bire düşürmek için hepsini buraya toplayıp diğerlerini sildim.
Uzun bir hayat hikayesidir, okumak zamanınızı alacağı için pek önermem 🙂
Ceyhan, Malatya, Ankara, İstanbul gibi yaşam yerlerimi sıraladım.

Ceyhan Doğum

Babamın annemi yoldan çıkardığı Adananın Ceyhan ilçesi. Ceyhan devlet hastanesinin ilk doğan bebeği abim ilk doğuran kadını ise annemdir. 9 şubat 1961 Perşembe günü annem hamileliğinin son dönemlerindeyken babam çok sinirlendiği bir anda annemin karnına bir tekme atmış (çok yavaş vuduğunu hep söylerdi ama kadına şiddet o zamanlarda daha belirginmiş herhalde ) sanırım bu tekmeye çok sinirlenmişim ve “ben dışarı çıkacağım “ diye tutturmuşum , inatçılık bu ya çıkana kadar debelenmişim. 🙂 .Yakın çevrem bu durumdan dolayı “fırlama” kelimesini kullansada bence çok uymuyor çünkü bütün çabalarıma rağmen dışarı çıkmam 4 saatten fazla sürmüş. Allah razı olsun babamdan onun sayesinde en az on gün önce tanşmışım bu dünyayla. 🙂

Ceyhan

Ceyhan annemin doğum yeri olması sebebiyle uzun yıllar yaşadığı ve beni doğurduğu bir ilçe. 1961 yılıdan 1963 yılına kadar görmüşüm ama ne yazık ki insan o yaşlarda gördüğünü aklında tutamıyor.Bende yıllar sonra doğduğum yere gittim ve saatler içinde ayrılmak zorunda kaldım.Ne hikmetse ceyhana girdim arabamın egzozu düştü birde onla uğraşmak zorunda kaldım. Ceyhan Adananın en büyük ilçesi.Çukurovanın tüm coğrafik özelliklerini taşıyor. Birkaç kez gidebildiğim Ceyhanda görebildiğim kadarıyla Çukorovanın uçsuz bucaksız dümdüz ovaları dayanılmaz sıcak geçen yaz günleri akıldan çıkmayacak özellikleri.

Barguzu

Barguzu diğer adıyla bostanbaşı köyü

Barguzu Malatyaya 7 km mesafede şehirle iç içe ama bahçelerle bezeli yaklaşık 300 haneli bir köy. Hiçbir iz olmasa da çevre kasaba ve köy isimlerine bakıldığında Türk köyü olmadığını düşündüren bir ismi var.Babamın dedesi köyün eskiden beri Müslüman türk köyü olduğunu söylermiş ama ben hep şüphe duymuşumdur. Köyün hemen üstünden akan koca bir dere köye hayat verir o dere sayesinde her yer yemyeşil olurdu.Teze harık denilen bu dere köyün tüm çocuklarının yüzme okulu gibiydi ve her erkek çocuk yüzmeyi burada öğrenirdi.Yazın sıcak aylarının en iyi eğlencesiydi bizim için. Derenin köye 1 km mesafede üç kalas denilen kısmı vardı orada derede akımı yavaşlatan ve su birikmesini sağlayan üst üst konmuş üç tane kalas vardı derenin bu kısmı en derin yeriydi.Üç kalasta yüzebilmek için kıdemli olmak gerekirdi.Önce diğer kısımlarda yüzme öğrenilir ancak ertesi yıl burada yüzülebilirdi. Barguzuda yaygın bir şekilde kayısı ve kiraz olmakla birlikte narenciye hariç her tür meyve ve sebze yetiştirilirdi.Kayısı çağlayken yenmeye başlar yaz gelince olgunlaşanlar kış için islim denilen odalarda veya güneşte kurutulurdu.Güneşte kurutulana gün kurusu denirdi bu şekilde kurutulanlar daha şekilsiz olurdu ama lezzeti islimde kurutulandan çok daha iyi olurdu. İl merkezine yakın olduğu için ailelerin geçim kaynakları daha çok şehirde üretilen hizmet ve ticaretle olurdur.Bağ ve bahçelerde yetiştirilen ürünleri daha çok aileler kendileri için yetiştirirdi.Yazın bir çok sebze ve meyve kurutularak kışa hazırlanırdı. İlk okul 4.sınıfa kadar Barguzu’daki Ali Rıza Aydos İlk Okulunda okudum.Ne yazık ki bir çok şeyi unutmuşum.1.sınıftan sonra yeni binamız taşınmıştık şimdi çok ilkel olsa da o zamanlar eski binamıza göre çok moderndi ve çok sevinmiştik. Soy ismini hatırlamadığım Haydar Hoca vardı mekanı cennet olsun sokak sokak gezer okula gitmeyen veya ailesi tarafından okula gönderilmeyen çocukları okula kaydederdi (buraya 18.04.2016 tarihinde  bir parantez koymam gerekti, şöyle ki; Haydar Hocam nereden ulaştıysa bu yazımı okumuş ve beni aradı, çok şaşırdım. Benim için inanılmaz bir şeydi Allah uzun ömürler versin yakında görüşüp sohbet edeceğiz) .Asla bir öğrenciye tokat attığı görülmemişti.Buna karşın diğer öğretmenlerin bazıları çok agresifti hele Nusret Hoca vardı öğrenciye öyle bir tekme atardı ki öğrenci 50-100 cm havaya kalkar rastgele yere serilirdi. Eski hep güzel olarak anılır beklide ondan olsa gerek Barguzu yıllarım çok güzeldi hoş bir çocukluktu doğrusu. İlkokul 4.sınıfın bitiminde Malatya merkeze taşındık ve 5.sınıfı Gazi İlk Okulunda okudum. Bu yazıyı 2011 yılında yazmışım 2015 yılında gittim yine Barguzu’ya eskiden adı olmayan bizim sokağa Kayalar sokak demişler çok şaşırdım ve hoşuma gitti 🙂

Malatya

Gençliğimin ilk yılları İlkokul 4.sınıftan sonra babamın işi gereği Malatya ya taşındık ve 5.sınıfı Gazi İlkokulunda okudum.Okulumuz cumhuriyet döneminde yapılmış muhteşem bir taş binaydı öğretmenimizde Müzeyyen Hanımdı ve bana hayatımda çok yararı olacak fikirler verdi.İlk dönemler köyden gelmiş olmanın farklılığı sıkıntı yapsa da çocukluk haliyle çabuk atlatılıp adapte olmuştum. Ortaokul yılları daha güzel yıllardı artık çocukluk yerini ergenliğe bırakmış dünyaya bakış açım değişmişti.Çok şey hatırlamasam da ortaokul aşkım Serpil,o yıllarda edindiğim kan kardeşim Aydın Subaşı ve bana matematiği sevdiren Tuncay öğretmen (adı Tuncaydı ama alışılmıştan farklı olarak bayandı ve 150 cm boyundaydı)ve okumayı sevmemi sağlayan Mustafa hocam (inanılmaz etkileyici konuşması vardı) asla unutamayacağım isimlerdir.O yıllarda tatil birkaç gün olurdu sonraki dönemde okul açılana kadar babamın yanında çalışırdım. Ortaokul bitiminde meslek lisesi sınavlarına girmiş ve kazanmıştım ama okula başladığımda çok siyasi olduğunu ve rahat okuyamayacağımı düşünerek oraya gitmekten vazgeçip Turan Emeksiz Lisesine başladım.Sonraki yıllarda adı değiştirilip Malatya Lisesi yapılmış.Lise yıllarında siyasi kavgalar çok artmıştı can güvenliğimiz yok diyecek kadar sıkıntılı bir dönemdi. İktidardaki siyasi partiye göre polisler ve öğretmenler değişi,r ve bir önceki yıl okula hakim olan siyasi görüş kovulur karşıt görüş hakim olurdu.Bir de “naylon” denilen gurup vardı ki ben işte o guruptaydım.Üniversitede okuyan ağabeymin önerileriyle asla siyasi guruplara katılmadan devam ettim.Lise yıllarının yazlarında babamın fırınlarında çalışırdım önceleri çırak gibiydi ama sonraki yıllarda kalfalık hatta ustalık düzeyinde her işi yapmayı öğrtenmiştim. Lise ikideyken belediye başkanı Hamit Fendoğlu (Hamido)bomba tuzaklı paketle öldürüldü ve bunun üzerine Malatya yakılıp yıkıldı.Ölüm olayı bahane edilerek aevilerin mallarına zarar verilirken yağmacılar sayesinde bir o kadarda Sünnilerin malları zarar gördü.Şimdi o senaryoların nasıl yazıldığını daha iyi algılayabiliyorum.O olay yarı tatile yakındı ve Hamido olaylarından sonra okullar açılmadı.Tatil olması güzeldi ama Malatya çok zarar gördü,insanların birbirine güveni kalmadı. Lise yılları çok daha özeldi Sibel isimli aşkım ve hala görüştüğüm bir sürü arkadaşım oldu. Lise yıllarında anmak istemediğim en kötü olay ergenliğin getirdiği dik başlıkla babamla olan sürtüşmelerimdi ve gereğinden fazla sürdü,ileriki yıllarda babam yaşlandıkça o yıllarda kendisini üzmüş olmak bana hep acı verdi daha kötüsü babam vefat ettikten sonra onu üzmüş olmanın acısı daha da arttı hep keşke demek durumunda kaldım.Bu konudaki tek tesellim bir babanın evladını her halükarda affedeceğini bilmem çünkü bende bir babayım ve bunu yaşıyorum.

Ankara

Yıl 1980 12 eylül darbesinin hemen arkası artık yeni bir yaşam ve yeni hedefler var.Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesine başladım.malatyadan büyük şehre gelmiş olmanın ilk acemiliği geçtikten sonra kısa sürede adapte oldum.Gerek sınıftan gerekse başka üniversitelerden arkadaşlıklar derken aile sorumluluğu olmaksızın kız peşinde koşturmalarla devam etti ilk yıl.Yılın sonunda kendime geldiğimde toplam beş dersten dördünden kalmıştım ve belikli yaz tatili telef olmuştu ders çalışmam gerkecekti.İyide aynı arkadaşlar olduğuna göre ders çalışmak çokta kolay olmayacaktı,Malatyaya gittim 3 gün dinlendim gelirken kafamıda kazıtıp geldim.Böylece akşamları dışarı çıkma tekliflerini reddetim.Neyse kazasız belsız 2.sınıfa geçtim. Ankarada kaldığım ilk 3 yıl boyunca Hacettepede okuyan abim peygamber sabrı göstererek beni destekledi sanırım hayatımın sonuna kadar iyiliklerinin karşılığını ödeyemem.3 yılın son senesinde evlendi yengem hem çalışıp hemde bizim işlerimizi yaptı neyseki bir dönem kızkardeşim gelipte işerlini biraz olsun hafifletti her ikisininde çok ydımlarını gördüm. 4.sınıfta veterinerlik fakültesini kazanan diğer abim geldi,onla birlikte kalmadım ama her koşulda desteğini gördüm,yengem yıllarca kahrımı çekti. Sonraki yıllar daha düzenli seyretti ve 6 yılın sonunda fakülte bitmiş ve doktor olmuştum.Pratisyen hekim olarak mecburi hizmet kurası çektim.O güne kadar bu tür şeylerde şanslıyken ne yazıkki genç bekar bir erkeğin çekebileceği en kötü yeri Mardin in Nusaybin ilçesinin Akarsu Köyü Sağlık Ocağını çektim.Eve gelip haritada bulamayınca depresyona girmiştim Kura çektikten sonra evi boşaltmam gerekiyordu ve boşaltırken ağlamıştım çünkü bekar eviydi ama Ankara Kalesini karşıdan gören ve Ankarada olabilecek en güzel manzaraya sahip bir çatı katıydı. Mardinde 6 ay çalıştıktan sonra bir şekilde Ankara Gölbaşı Belediyesine tabip olarak atandım yeniden Ankara yılları başladı ve bu 1.5 yıl sürdü taaki İstanbulda asistanlık yılları başlayıncaya kadar. Sanırım hayatımın daha doğrusu gençliğimin en güzel yılları Ankarada geçti.

Mardin

1986 tıp fakültesi bitti ve doktor oldum tabi mecburi hizmet kapıda bekliyor.Kura için bakanlıktayız.Sıra bana geldi elimi torbaya soktum kura kağıdını aldım okudurmMardin İli Nusaybin İlçesi Akarsu Nahiyesi.Sanırım çok şanssız günümdeydim çünkü sonraki dönem hayatımın o zamanki en zor aylarıydı. Ankaradaki güzel çatıkatımı boşaltırken nerdeyse ağlayacaktım ve depresyona girdim.Ankaradan çıkıp Mardinden görev kağıdımı alıp Akarsuya ulaşmam 24 saati geçmişti. Akarsu nahiye ama bildiğimiz köy.3 tane çok az ürün olan bakkal,3 tane kıraathane,bir jandarma karakolu ve iki okul var.Lokanta yada herhangi bir yemek yiyebilecek yer yok. Ufak tefek eşyalar temin edip lojmana yerleştim,benden önce çalışan doktor askere gitmiş birazda onun eşyalarından bir kısmıyla birlikte kendime yaşam alanı oluşturdum ama çok önemli sorunlar vardı. Buraya gelene kadarki hayatım boyunca hiç çamaşır yıkamadım,hiç bulaşık yıkamadım daha kötüsü hiç yemek yapmadım.İki yemek biliyorum hazır çorba ve yumurta.İlk 2-3 gün önemsemedim ama ondan sonra menü ciddi ölçüde rahatsız etmeye başladı.Öyleki sadece açlıktan ölmemek için yemeye başlamıştım. Sonuç 6 ayın sonunda kıtlıktan kırılan Afrika ülkesi vatandaşlarımdan farkım kalmamıştı.Çocukluğumdan beri ilk defa tartıda 52 kg görmüştüm.Fazla kilo problemi olanlara tavsiye ederim. 🙂 kilo vermek için ideal bir yer. Neyse 6 ayın sonunda hastalık raporuyla Ankara Gölbaşı Belediyesine tayin yaptırdımda açlık ve sefalet içinde ölmekten kurtuldum.Çok istememe rağmen bir daha Mardini görme şansım olmadı.

İstanbul

1988 Ankara Gölbaşı Belediyesi tabibiyim,bir gün sabah mesaiye geldim masamda bir zarf Zarfı açtım askeriyeden celp kağıdı 2 ay sonra askere gitmem gerekecek. Celp kağıdını okuyunca içimde inanılmaz bir tedirginlik ve korku oluştu çünkü önceki çalıştığım Mardinin köyüne askeri tim gelirdi içlerinde birde doktor olurdu dağlarda yatarlardı.Buna karşın uzman doktorlar askeri hastanede çalışırlardı. Aynı gün 20 günlük yıllık iznim vardı aldım.Eve kapanıp 22 gün ders çalıştım iznimin ortasında bir gün çok kötü olmuştum o sebeple sadece bir gün ara vermiştim. Sonuç açıklandı İstanbul Samatya Eğitim Hastanesi Genel Cerrahi bölümünü kazanmıştım.1988 sonunda  çok güzel anılarla dolu 5 yıllık ihtisasa başladım.Şef Yardımcımız Refik Berkmenin muhteşem ellerini izleyerek nasıl güzel ameliyat yapıldığını, Şef Refik Akbuluttan bir ameliyatın nasıl çok kötü yapılabileceğimizi öğrendik. Bu beş yıllık süreçte hala görüştüğümüz çok güzel dostluklar gelişti iyi ve kötü günlerimizi paylaştığımız Cemal Kaykı,Nizam Kurtdere,Selim Sarı,Bahadır Gezer,Hasan Bektaş ve bir çok dostum oldu. Ve 1993 te ihtisas bitti genel cerrah oldum.Sonramı sonra tekrar mecburi hizmet kurası çektim,bu defa erken önlem aldık Ankara Elmadağ Devlet Hastanesini çektim. 🙂

Askerlik

Sene 1993 Ankara Ekmadağ Devlet Hastanesinde çalışıyorum. İhtisas döneminin sonunda bedelli askerlik için para yatırmıştım ve 2 ay yapacaktım. Haziran ayında Tatvan Asker Hastanesinde askerlik başladı. Değişik günlerdi Hiç yurtta kalmadığım için zor geldi ama dağlarda yatan pratisyen hekimleri ve 1.5 yıl askerlik yapanları düşündükçe şükrediyordum. Hep hastanede kaldığımız için doğru dürüst askerlik anım olmadı,hatta hala Yunus Erdem adında daha sonra hiç görüşmedimiz bir tek asker arkadaşım oldu herhalde en az askerlik anısı ve en az asker arkadaşı olanlardanımdır çünkü sadece 2 tabip erdik.Yinede bir anımı yazayım bari 🙂 Sabahları geç kalktığımız için kendimiz mutfakta tost yapıp yiyorduk,yine bir gün eşofmanları giyip Yunusla tost makinesinin başında uğraşıyoruz.Mutfağa yaşlıca bir asker girdi,arkasından astsubaylar girdi biz hiç oralı bile değiliz son derece ilgisiz kaldık.O yaşlı olan çok sinirlendi yanındakilere bağırdı “bunlar kim dedi” astsubay “doktorlarımız komutanım”  dedi.Yaşlı olan bunlara rütbeleri öğretin dedi çıkıp gittiler.Sonradan öğrendikki o yaşlı asker generalmiş ve bölge komutanıymış.o güne kadar kimsenin aklına gelmeyen eğitim süreci başladı.Asker kıyafetleriyle tam 2 gün boyunca eğitim aldık. Bayram tatilleri vs düşüldüğü için toplam 41 gün askerlik yaptık bitti ve sivil kıyafetleri giydik Tatvandan Vana ordan uçakla Ankaraya gideceğiz.Gideceğiz ama sorumlu astubay güvenlik yok gerekçesiyle bırakmıyor ancak konvoy eşliğinde gidebilirsiniz diyor.Konvoyun ne zaman çıkacağı belli değil belki bir belki 3 gün sonra,zaten son 3-4 gün geçmek bilmedi sıkıntıdan patlıyoruz.Tanıdıklar gelsin diyorum kabul etmiyor,feribotla gidelim diyorum kabul etmiyor.Hastanenin bahçesinde beklerken bir helikopter çalıştı gittim nereye gittiklerini sordum Diyarbakıra hasta asker götüreceklermiş.Pilotu buldum biz askerlere eşlik etmesi gereken doktorlarız dedim adamda inandı.Helikoptere bindik Diyarbakıra geldik ordan otobüsle Ankaraya dönebildik.

Adana

Ankara Elmadağda çalıştığı yıllarda güzel işler yaptık sorunumuzda yoktu taa ki Tansu Çiller ekonomik krizine kadar.Bir gecede döviz iki katına çıkıp enflasyon % 150 lere ulaşınca iki kişi çalışmamıza rağmen geçim sıkıntısı çekmeye başladır.Daha rahat geçinebileceğimiz bir başka yerde çalışmak üzerek harita üzerinde yerler belirledik. Bursa ve ilçelerine gittik kadrolar dolu,çıkıp Muğla merkez ve ilçelerini dolaştık yine aynı 2 cerrahın çalışması gereken yerde 6 cerrah çalışıyor.Oralarda da geçinemeyeceğimize karar verdik. Dahiliye uzmanı kardeşimin arkadaşlarının çalıştığı Adananın Osmaniye ilçesini araştırmaya gittim ve gördümki 2 yaşlı cerrah var (ikiside Allahın rahmetine kavuştu) ve çalışmak için uygun. Tayin istedim ve tayinim 1995 yılında yapıldı. Osmaniye yeni mezun bir cerrah için ideal bir yerdi çünkü hiçbir yeni teknoloji kullanılmıyordu.İşe başladım bir süre sonra Osmaniyeyi ilk defa laparoskopi,gastroskopi,rektoskopi,lazer ve birçok yenilikle tanıştırdım.Bu şekilde donanımlı olmama diğer deyimle orda çalışan cerrahların eksikliği sayesinde koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derle misali kısa sürede popüler bir cerrah oldum. Bir süre tek sonra gurup halinde poliklinik benzeri şekilde 13 yıl çalıştım.Bu 13 yıllık süre içerisinde Adana muayenehane açtım,Kahramanmaraş ve İskenderuna lazer merkezleri açıp çalıştırdım.Bir dönem 4 merkezimde aktifti ve sürekli hareket halindeydim.2-3 cerrah kadar çalıştım ama aç gözlük yapamadığım için bir cerrah kadar bile kazanamadım. Osmaniyede olduğum sürece çok değer verdiğim insanlarla tanıştım ve çok iyi dostlarım oldu.

Son Kez İstanbul

Adana Osmaniye de 14 yıl çalışmak benim için inanılmaz bir şeydi ilk defa bu kadar uzun süre aynı yerde kalmıştım. Bunun en önemli sebebi yıllar içerisinde 4 kardeşim daha Osmaniye ye yerleştiği için onları bırakıp ayrılamadım. Adana’da kabıma sığmayınca daha doğrusu daha büyük şehirde yaşam isteği ortaya çıkınca İstanbul’a gelmeye karar verdik. O yıllarda ortak olup çalışmaya başladığım klinik iflasın eşiğindeydi geldik ve kliniği çok güzel yerlere taşıdık. 2006 yılı boyunca her hafta Osmaniye den Adana ya oradan İstanbul a geldim tedavilerimi yapıp akşam geri döndüm. Bir yıl bu şekilde çalışmanın sonucunda işleri oturtabileceğimi gördüm ve taşındım. Sanırım İstanbul’dan emekli olacağım çünkü İstanbul dünyanın en güzel şehri, her ne kadar şehri olması gibi yaşayamasam da olsun yine de çok güzel bir şehir, hem de bütün karmaşa ve meşakkatine rağmen.